
Sanatın Rahatsız Etme Hakkı: AAR Ölçeği
Sanatın insanı rahatsız etmesi her zaman etik bir sorun değildir. Asıl mesele, rahatsızlığın eserde hangi amaçla kullanıldığıdır. AAR (Amaç–Araç–Rahatsızlık) Ölçeği, bir eserin ne kadar rahatsız edici olduğunu değil, seyirciyi rahatsız etmenin eserin amacı içinde ne kadar merkezi olduğunu değerlendirir. 0–5 arasındaki ölçek, rahatsızlığın anlatının doğal sonucundan eserin temel amacına dönüşmesine kadar uzanan çizgiyi görünür kılar.
Sanatın insanı rahatsız etme hakkı var mıdır?
İlk bakışta cevabı kolay görünen bir soru. Elbette vardır. Sanat yalnızca güzel olanı göstermek, huzur vermek veya seyircisini eğlendirmek zorunda değildir. Savaşın vahşetini, bağımlılığın çöküşünü, insanın insana yapabileceklerini, ölümü, istismarı ve çaresizliği anlatan bir eser bizi rahatsız edebilir. Hatta bazı şeyleri dürüstçe anlatmanın başka yolu olmayabilir.
Fakat bu cevap başka bir sorunu gizler:
Bir eser bizi bir şey anlatmak için mi rahatsız ediyor, yoksa bizi rahatsız edebilmek için mi bir şey anlatıyor?
Aradaki fark küçük görünür. Oysa sanatın etik sınırını tartışırken belirleyici olan tam olarak bu fark olabilir.
Rahatsız Edici Olmak Etik Bir Kusur Değildir
Bir filmin ne kadar kanlı, şiddetli veya psikolojik olarak ağır olduğundan hareket ederek etik bir sonuca ulaşamayız.
Yeşil Yol seyircisini ölüm, çaresizlik ve adaletsizlik üzerinden sarsar. Bir Amerikan Suçu, gerçek bir istismar vakasının dayanılması güç taraflarını anlatır. Requiem for a Dream ise bağımlılığın insanı fiziksel ve psikolojik olarak nasıl parçaladığını giderek daha sert bir sinema diliyle gösterir.
Bu filmlerin yarattığı rahatsızlık birbirinden farklıdır. Fakat ortak bir özellikleri vardır: Anlatılan şeyi yumuşattığımız ölçüde, anlatılmak istenen şeyin kendisini de eksiltmeye başlarız.
Bağımlılığın yıkıcılığını steril bir çöküş hikâyesine, ölüm cezasını yalnızca hukuki bir tartışmaya veya ağır bir istismar vakasını seyircinin güvenli mesafeden izleyeceği zararsız bir anlatıya dönüştürmek mümkündür. Fakat böyle yaptığımızda eserin göstermek istediği gerçeğin bir kısmını da ortadan kaldırırız.
Dolayısıyla rahatsızlık burada amaç değildir.
Rahatsızlık, anlatının taşıdığı yükün doğal sonucu veya onu aktarabilmek için kullanılan araçtır.
Araç Ne Zaman Amaca Dönüşür?
Sorun başka bir noktada başlar.
Bazı eserlerde seyirci zamanla şu soruyu sormaya başlar:
Bu sahnenin bu kadar uzun, bu kadar ayrıntılı veya bu kadar aşırı olmasının anlatısal nedeni nedir?
Hostel, Wolf Creek, Terrifier veya The Human Centipede gibi yapımları tartışmalı hâle getiren yalnızca içerdikleri şiddet değildir. Bunların her birinde farklı ölçülerde hikâye, tema, karakter veya toplumsal okuma bulmak mümkündür.
Fakat bunların varlığı tek başına meseleyi çözmez.
Çünkü bir eserin “anlatacak bir şeyi olması”, kullandığı her yöntemin zorunlu olarak o anlatıya hizmet ettiği anlamına gelmez.
Bir noktadan sonra işkenceyi göstermek için hikâye mi vardır, yoksa hikâyeyi anlatmak için işkence mi?
Seyircinin tiksinmesi anlatının kaçınılmaz sonucu mudur, yoksa eserin sunduğu deneyimin başlıca cazibelerinden biri midir?
Burada ilişkinin yönü değişmeye başlar.
Rahatsızlık anlatının aracı olmaktan çıkar; anlatı rahatsızlığın aracına dönüşür.
Etik problem de tam olarak bu tersine dönüşte ortaya çıkar.
“Ama Seyirci Bunu Bilerek İzliyor”
Buna verilebilecek en güçlü itirazlardan biri rızadır.
Bir insan korku filmi izlediğini biliyorsa, filmin sert olduğunu biliyorsa ve buna rağmen izlemeyi seçiyorsa neden etik bir problemden söz edelim?
Rıza kuşkusuz önemlidir. Fakat rızayı tek başına etik meşruiyet ölçütü hâline getirmek bizi başka bir probleme götürür.
Bir kişinin rahatsız edilmeyi kabul etmiş olması, onu rahatsız etmek için kullanılabilecek her yöntemi otomatik olarak etik hâle getirir mi?
Eğer cevabımız evetse, sınırı nerede çizeceğiz?
Sanatçı ile seyirci arasındaki ilişkinin “Ben seni rahatsız edeceğim” ve “Bunu kabul ediyorum” cümlelerinden ibaret olduğunu düşünürsek, eserin kullandığı yöntemin ölçülülüğünü tartışabileceğimiz zemini büyük ölçüde kaybederiz.
Burada Funny Games özellikle ilginç bir sınır vakadır.
Film seyirciyi rahatlatmayı reddeder. Şiddet tüketme arzumuzu, beklentilerimizi ve seyirci olarak konumumuzu bize karşı kullanır. Dolayısıyla rahatsızlık boş değildir; belirgin bir fikre hizmet eder.
Fakat tam da bu nedenle başka bir soru doğar:
İyi veya anlamlı bir amaç, seyirciyi bilinçli biçimde psikolojik olarak zorlamak için kullanılan her yöntemi haklı çıkarır mı?
Bunun kolay bir cevabı yoktur.
Fakat sorunun kendisi önemlidir. Çünkü artık yalnızca “Sanat rahatsız edebilir mi?” diye sormuyoruz.
“Rahatsızlık, eserin amacı içerisinde hangi konumda?” diye soruyoruz.
Bir Ölçeğe İhtiyacımız Var
Bu ayrımı konuşurken mevcut film sınıflandırmaları pek yardımcı olmaz.
Bir filmin yaş sınırı olabilir. Şiddet, cinsellik veya korku içerdiği belirtilebilir. Seyirciler filmi “çok rahatsız edici” veya “hafif” olarak değerlendirebilir.
Fakat bunların tamamı esas olarak ne kadar rahatsız edici içerik bulunduğunu söyler.
Bizim sorduğumuz soru farklıdır:
Neden?
Film neden bizi rahatsız ediyor?
Anlatmak istediği şey bunu gerektirdiği için mi?
Rahatsızlığı bilinçli bir anlatım yöntemi olarak kullandığı için mi?
Yoksa anlatının kendisi seyirci üzerinde rahatsızlık üretmek için kurulmuş bir mekanizmaya mı dönüşmüş?
Bu ayrımı ifade edebilmek için basit bir kavramsal araç öneriyoruz:
AAR — Amaç / Araç / Rahatsızlık Ölçeği
AAR, bir eserin ne kadar rahatsız edici olduğunu ölçmez.
Bir seyirci Yeşil Yol izlerken Hostel izlediğinden çok daha fazla sarsılabilir. Bir başkası Requiem for a Dream sonrasında günlerce filmi düşünürken son derece kanlı bir korku filminden hiç etkilenmeyebilir.
Bunlar kişisel tepkilerdir.
AAR'ın konusu seyircinin dayanıklılığı değildir.
AAR'ın sorduğu soru şudur:
Seyirciyi rahatsız etmek, eserin amacı içerisinde ne kadar merkezi bir konumdadır?
Bunun için 0 ile 5 arasında basit bir ölçek yeterlidir.
AAR 0 — Rahatsız etme amacı yoktur.
Rahatsızlık ortaya çıkabilir fakat eserin anlatısal tercihleri içerisinde belirgin bir hedef değildir.
AAR 1 — Rahatsızlık konunun doğal sonucudur.
Eser ağır bir konuyu anlatmaktadır ve seyircinin rahatsız olması büyük ölçüde anlatılan şeyden kaynaklanır.
AAR 2 — Rahatsızlık bilinçli bir anlatım aracıdır.
Eser seyirciyi sarsmayı özellikle tercih eder; fakat bunu belirgin bir fikri, duyguyu veya deneyimi aktarabilmek için yapar.
AAR 3 — Anlatmak ve rahatsız etmek dengededir.
Eserin gerçek bir anlatısal amacı vardır; ancak seyirciyi rahatsız etmek de artık eserin bağımsız amaçlarından biri hâline gelmiştir.
AAR 4 — Rahatsızlık baskın amaçtır.
Hikâye ve temalar hâlâ vardır; fakat bunlar giderek seyirci üzerinde şok, tiksinti veya huzursuzluk üretmenin taşıyıcılarına dönüşür.
AAR 5 — Rahatsızlık eserin varlık nedenidir.
Anlatı büyük ölçüde rahatsızlık üretebilmek için vardır. Araç ile amaç arasındaki ilişki tamamen tersine dönmüştür.
İki seviyenin arasında kalan eserler için 0,5'lik ara değerler kullanılabilir. Bundan daha ayrıntılı bir hesaplamaya ise ihtiyaç yoktur.
Çünkü AAR matematiksel kesinlik iddiasında değildir.
Bir tartışma dili önermektedir.
Aynı Şiddet, Farklı AAR
Ölçeğin işlevi birkaç örnekle daha kolay görülebilir.
Yeşil Yol yaklaşık AAR 1 seviyesindedir. Seyirciyi sarsar; fakat rahatsızlık anlatılan ölüm, adalet ve insanlık meselesinin sonucudur.
Requiem for a Dream yaklaşık AAR 2'dir. Yönetmen seyircinin huzurunu bilinçli olarak bozar. Kurgu, ses ve görüntü giderek saldırganlaşır. Fakat bütün bunlar bağımlılığın yarattığı çöküşü hissettirmek için kullanılır.
Wolf Creek gibi bir filmde AAR 3 civarına yaklaşırız. Hikâye hâlâ vardır; fakat seyirciyi çaresizlik içerisinde tutmak ve rahatsız etmek filmin sunduğu deneyimin önemli bir parçası hâline gelmiştir.
Hostel gibi örneklerde AAR 3–3,5 bandı tartışılabilir. Filmin tüketim, bedenin metalaşması ve sınıfsal güç üzerine okunabilecek bir zemini vardır; fakat seyircinin işkenceyi seyretmesinden doğan rahatsızlık da filmin başlıca cazibelerinden biridir.
The Human Centipede veya Terrifier gibi eserlerde AAR 4 civarı tartışması başlar.
A Serbian Film gibi uç örneklerde ise AAR 5'e yaklaşırız: Anlatının rahatsız edici içeriği taşıyıp taşımadığından ziyade, anlatının o içeriği mümkün kılmak için kurulup kurulmadığını sorgulamaya başlarız.
Bu puanların hiçbiri filmlerin sanatsal kalitesini ölçmez.
AAR 1 olan bir film kötü olabilir.
AAR 4 olan bir film sinematografik açıdan son derece başarılı olabilir.
Mesele başka bir şeydir.
AAR Bir Sansür Cetveli Değildir
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Bir esere yüksek AAR değeri vermek, onun yasaklanması gerektiğini söylemek değildir.
İfade özgürlüğü ile etik değerlendirme aynı şey değildir.
Bir sanatçının belirli bir şeyi anlatma veya gösterme özgürlüğüne sahip olması, ortaya koyduğu tercihin etik eleştiriden muaf olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde etik açıdan tartışmalı bulduğumuz her davranışı hukuken yasaklamamız gerekmez.
AAR bu nedenle sansür cetveli değildir.
“Bu film izlenmemeli” demez.
“Bu sanat değildir” demez.
Hatta doğrudan “Bu kötü bir filmdir” bile demez.
Yalnızca eserin seyirciyle kurduğu ilişkide rahatsızlığın hangi konumda bulunduğunu görünür hâle getirmeye çalışır.
Bundan sonrası tartışmadır.
Ve zaten ölçeğin amacı da tartışmayı sona erdirmek değil, daha doğru yerden başlatmaktır.
Sanatın Rahatsız Etme Hakkının Sınırı
Sanat bazen insanın görmek istemediği şeyi göstermek zorundadır.
Bir savaş filminin savaşı steril göstermesi, bağımlılığı anlatan bir filmin çöküşü güzelleştirmesi veya insan zulmünü konu alan bir eserin seyircisini sürekli güvende tutması anlatılan gerçeğe ihanet bile edebilir.
Bu nedenle mesele hiçbir zaman “Sanat insanı rahatsız etmemeli” değildir.
Tam tersine.
Bazen rahatsızlık gereklidir.
Bazen rahatsızlık değerlidir.
Bazen insanın bir şeyi gerçekten anlayabilmesi için önce huzurunun bozulması gerekir.
Fakat bütün araçlarda olduğu gibi burada da amaç ile araç arasındaki ilişkinin yönü önemlidir.
Bir eser bizi anlatmak istediği şeye ulaştırabilmek için rahatsız ediyorsa, rahatsızlık bir araçtır.
Fakat anlatılan şey giderek bizi rahatsız edebilmek için kurulmuş bir bahaneye dönüşüyorsa, ilişkinin yönü tersine dönmüştür.
AAR'ın işaret etmeye çalıştığı sınır tam olarak budur:
Rahatsız etmek araç, ana fikre ulaşmak amaçsa sorun yoktur. Ana fikir rahatsız etmek için kullanılan araca dönüşüyorsa, etik tartışma orada başlar.
Yorumlar yükleniyor…
← Yayınlara dön