
Gelişmiş İnsan Kimdir?
Bir insanın gelişmişliğini zekâsı, eğitimi, serveti veya statüsü mü gösterir? İGÖ — İnsani Gelişmişlik Ölçeği, gelişmişliği insanın kendisini, çıkarını ve gücünü yönetebilme kapasitesi üzerinden düşünmeyi öneriyor. G1 Tepkisel'den G5 Olgun'a uzanan model; sorumluluk, ilkesellik, özdenetim, başkasını özne olarak görme ve bedel altında tutarlılık üzerinden “gelişmiş insan” kavramını yeniden sorguluyor.
İnsani gelişmişliği yeniden düşünmek üzerine
Bir insanın gelişmiş olduğunu ne gösterir?
Zekâsı mı?
Eğitimi, kültürü, mesleği, serveti veya toplum içindeki konumu mu?
Bunların hiçbiri tek başına yeterli görünmüyor. Çok zeki fakat zalim, çok eğitimli fakat kibirli, çok başarılı fakat insanları yalnızca kendi amaçlarının aracı olarak gören bir insan mümkündür. Bilgi sahibi olmak, o bilginin nasıl kullanılacağını söylemez. Güç sahibi olmak da o gücün nasıl kullanılacağını.
Öyleyse belki başlangıçta yanlış yere bakıyoruz.
İnsanın gelişmişliği, sahip olduğu kapasiteden çok o kapasiteyle ne yaptığıyla ilgili olabilir.
Zekâ bir kapasitedir.
Bilgi bir kapasitedir.
Para bir kapasitedir.
Statü ve güç de öyle.
Asıl soru, bunların ne kadarına sahip olduğumuz değil; bunlara sahip olduğumuzda neye dönüştüğümüzdür.
Gelişmişlik nerede görünür?
Gelişmiş bir insanı yalnızca söylediklerinden değil, belirli anlarda yaptığı seçimlerden tanımaya başlarız.
Yanlış çıkmayı yenilgi olarak görmek yerine “Yanlış olabilirim.” diyebildiğinde.
Bilmediği konuda hüküm vermek yerine “Bilmiyorum.” diyebildiğinde.
Öfkesini haklılık gerekçesi yapmak yerine, öfkeliyken dahi davranışının sorumluluğunu taşıdığında.
Eleştiriyi saldırı olarak görmek yerine, içinde işe yarar bir şey olup olmadığını sorguladığında.
Bir hata karşısında önce suçlu aramak yerine kendi payını aradığında.
Kendisinin yaptığı davranışa başka, başkasının yaptığına başka ahlak uygulamadığında.
Özür dilemeyi küçülmek olarak görmediğinde; gerektiğinde yalnızca özür dilemekle kalmayıp verdiği zararı telafi etmeye çalıştığında.
İnsanları kendisine sağlayacakları faydaya göre değerlendirmediğinde.
Başkasının sınırlarını ve “hayır”ını kendi arzusundan daha az gerçek saymadığında.
Dünyayı yalnızca iyi-kötü, dost-düşman, biz-onlar biçiminde okumadığında.
Kendi grubunun yanlışına, karşı grubun yanlışı kadar bakabildiğinde.
Ve belki hepsinden önemlisi:
Kendisinden daha güçsüz bir insan karşısında elindeki gücün ona her şeyi yapma hakkı vermediğini bildiğinde.
Bütün bunların altında ortak bir hareket vardır:
İnsanın kendisine mesafe koyabilmesi.
Düşündüğüm şey doğru olmak zorunda değildir.
Hissettiğim şey yapılmak zorunda değildir.
İstediğim şey benim hakkım olmak zorunda değildir.
Yapabilecek olmam, yapmam gerektiği anlamına gelmez.
Bu mesafe büyüdükçe insan yalnızca çevresini değil, kendisini de yönetmeye başlar.
Altı alan
Bu düşünceden hareketle insani gelişmişliği altı temel alanda düşünmek mümkündür.
Zihin, insanın kendi düşüncesinin sınırlarını görebilmesidir. Yanılabileceğini kabul etmek, bilmediğini söyleyebilmek, yeni kanıt karşısında fikrini değiştirebilmek ve karmaşık meseleleri basit kesinliklere kurban etmemek.
Özdenetim, insanın duygu ile davranış arasına seçim koyabilmesidir. Öfkelenmemek değil, öfkeliyken ne yapacağına karar verebilmek; arzu duymamak değil, her arzuyu emir kabul etmemektir.
Sorumluluk, insanın kendi payını görebilmesidir. Hata yaptığında gerekçe üretmek yerine sonucu sahiplenmek; mümkün olduğunda telafi etmek ve davranışlarının başkalarında yaratacağı sonuçları hesaba katmak.
Ötekine yaklaşım, başka insanın da en az bizimki kadar gerçek bir iç dünyası bulunduğunu kabul etmektir. Onu araç değil özne olarak görmek; sınırlarını, kararlarını ve insanlığını bize yakın olup olmamasından bağımsız biçimde tanımak.
İlkesellik, standardın çıkarla birlikte değişmemesidir. Bir davranış başkası yaptığında yanlışsa, kendimiz yaptığımızda da bunu sorgulayabilmek. İlkenin gerçek değeri zaten bize hiçbir maliyeti olmadığı zaman değil, çıkarımızla çatıştığı zaman ortaya çıkar.
Ve son olarak güç.
Çünkü bir insanın karakteri yalnızca güçsüzken ne yaptığıyla anlaşılamaz. Para, makam, bilgi, fiziksel üstünlük, sosyal statü veya otorite seçeneklerimizi artırır.
Seçenekler arttığında şu soru belirir:
Yapabiliyor olmam, bunu yapmaya hakkım olduğu anlamına gelir mi?
Fakat herkes aynı sınava girmez
Burada önemli bir problem ortaya çıkar.
İki insan düşünelim.
Birinin evinde yeterince yiyecek vardır. Elindeki ekmeği aç bir insana verir.
Diğeri ise kendisi de açtır. Elinde yalnızca bir öğün vardır ve bunun yarısını başka bir aç insanla paylaşır.
Dışarıdan baktığımızda ikisi de paylaşmıştır.
Fakat aynı şeyi mi yapmışlardır?
Bir başka insan için sınav yiyecek değildir. Hayatında ilk defa ait olduğunu hissettiği bir arkadaş grubuna sahiptir. Grup masum birine haksızlık yaptığında karşı çıkarsa dışlanacağını bilmektedir.
Karşı çıkar.
Başka biri yıllarca uğruna çalıştığı büyük bir kariyer fırsatına ulaşmıştır. Fakat o fırsatı kabul etmek, doğru olmadığına inandığı bir davranışı gerektirmektedir.
Vazgeçer.
Bir başkası büyük bir yetki elde eder. İsterse kararları tek başına verebilir. Bunun yerine kendi yetkisini sınırlandıracak denetim mekanizmaları kurar.
Bunlardan hangisinin fedakârlığı daha büyüktür?
Belki soru yanlıştır.
Çünkü insanlar aynı sınava girmez.
Birinin sınavı açlıktır.
Birinin aidiyetidir.
Birinin öfkesidir.
Birinin itibarıdır.
Birinin parasıdır.
Birinin kariyeridir.
Birinin gücüdür.
Bu nedenle gelişmişliği yalnızca insanın ne yaptığına bakarak değerlendiremeyiz.
Şunu da sormamız gerekir:
Hangi koşullarda, hangi gerçek bedel karşısında bunu yaptı?
Bin lira, herkes için aynı bin liradır. Fakat servetinin önemsiz bir kısmını veren insanla o ayki geçiminden vazgeçen insan açısından aynı bedel değildir.
Aynı şekilde bir insan için toplumun onayını kaybetmek küçük bir mesele olabilirken, bütün kimliğini ait olduğu topluluk üzerine kurmuş başka biri için çok ağır bir bedel olabilir.
Gelişmişlik bu farklılıkları görmezden gelemez.
Acı çekmek gelişmişlik değildir
Fakat buradan başka bir hataya düşmek kolaydır:
Daha büyük fedakârlık = daha gelişmiş insan.
Bu da doğru değildir.
Kendisi aç olan insanın yemeğinin yarısını paylaşması güçlü bir ahlaki davranış olabilir. Fakat bütün yiyeceğini vererek kendisini ciddi biçimde tehlikeye atması sırf daha fazla acı çektiği için daha gelişmiş bir davranış haline gelmez.
Çünkü gelişmiş insanın ahlaki çemberinde kendisi de vardır.
Olgunluk:
“Ben senden daha önemliyim.”
demek değildir.
Fakat:
“Sen benden daha önemlisin.”
demek de olmak zorunda değildir.
Daha ileri bir düşünce mümkündür:
Senin ihtiyacın da benimki kadar gerçektir.
Fedakârlık kendini yok etmek değildir.
İnsanın kendi çıkarının ötesini görebilmesidir.
Bir erdem ne zaman gerçekten sınanır?
Dürüstlüğün hiçbir bedeli yokken dürüst davranmak değerlidir.
Fakat dürüstlük sana para kaybettirecekse?
Sakin bir günde öfkeni yönetmek kolaydır.
Peki ağır biçimde tahrik edildiğinde?
Kendi grubun doğruyu savunurken adaletli olmak kolaydır.
Peki haksız olan kendi grubunsa?
Gücün yokken kimseyi ezmemek kolaydır.
Peki gerçekten güç sahibi olduğunda?
Burada gelişmişliğin başka bir özelliği ortaya çıkar:
Bir erdemin kanıt değeri, onu terk etmenin gerçekten cazip hale geldiği koşullarda artar.
Bu nedenle sınanmışlık, gelişmişliğin dışında bir madalya değildir.
Gelişmişliğin kendisinin bir parçasıdır.
İlke, bedel ortaya çıktığında anlam kazanır.
Özdenetim, dürtü güçlendiğinde.
Adalet, taraf olmak kolaylaştığında.
Güç ahlakı ise ancak gerçekten güç sahibi olunduğunda.
İGÖ: İnsani Gelişmişlik Ölçeği
Buradan basit bir düşünsel ölçek önermek mümkündür.
Amacı insanları “iyi” ve “kötü” diye ayırmak değil; gelişmişlik dediğimiz olgunun farklı düzeylerini ortak bir dille konuşabilmektir.
G1 — Tepkisel
Dürtü yönetir.
Duygu, arzu, ego, korku, çıkar veya koşullar davranış üzerinde belirleyicidir.
G2 — Farkında
Fark eder.
Kişi kendi davranışını görmeye ve sorgulamaya başlamıştır; fakat bunu henüz istikrarlı biçimde yönetemez.
G3 — Öz-yönetimli
Kendini yönetir.
Düşüncesi, duygusu veya arzusu ile davranışı arasına bilinçli seçim koyabilir. Kendi payını görür ve sorumluluk alabilir.
G4 — İlkeli
Bedel altında da kendini yönetir.
İlkesini yalnızca rahat koşullarda değil; kişisel çıkar, sosyal baskı, aidiyet veya başka gerçek bedeller ortaya çıktığında da koruyabilir.
G5 — Olgun
Gücünü ve kendisini sınırlar.
Kendi çıkarının ve benliğinin ötesini görebilir. İmkânı ve gücü arttığında bunu yalnızca ayrıcalık olarak değil, sorumluluk olarak da görür. Yapabilecek durumda olduğu halde hakkı olmayan şeyi yapmamayı seçebilir.
Bu beş düzeyi başka biçimde de okuyabiliriz:
G1: Ne istiyorum?
G2: Ben ne yapıyorum?
G3: Ne yapmayı seçiyorum?
G4: Bedeline rağmen neyi seçiyorum?
G5: Kendimin ötesinde neyi gözetiyorum?
Ölçtüğümüz insanın değeri değildir
Burada sınırı açık çizmek gerekir.
İGÖ bir zekâ testi değildir.
Bir eğitim veya kültür ölçüsü değildir.
Psikolojik ya da psikiyatrik tanı aracı değildir.
İnsanları “iyi” ve “kötü” diye ayırmak için tasarlanmamıştır.
Ve en önemlisi:
G1 olarak değerlendirilen bir insan, G5 olarak değerlendirilen bir insandan daha az değerli değildir.
İnsan onuru derecelendirilemez.
Derecelendirmeye çalıştığımız şey, belirli bir dönemde gözlenen davranışsal gelişmişliktir.
Bu nedenle İGÖ bir kimlik de değildir.
Bir insan yirmi beş yaşında G2 düzeyinde davranışlar gösterip kırk beş yaşında G4 düzeyine ulaşabilir.
Geçmiş silinmez.
Fakat insan geçmişine mahkûm da değildir.
Gelişmişlik bir unvan değil, süreçtir.
Peki bunu kim değerlendirecek?
İnsanın kendisine:
“Yanlış olduğunuzu kabul eder misiniz?”
diye sorarsak büyük ihtimalle neyin ölçüldüğünü anlayacaktır.
“Gücünüz olduğunda insanları ezer misiniz?”
sorusunun da pek bir anlamı yoktur.
İnsan kendisini olduğundan iyi görebilir. Testin mantığını anlayabilir. Hatta tamamen iyi niyetle, gerçekte nasıl davrandığından çok nasıl davranmak istediğini anlatabilir.
Bu nedenle İGÖ'nün daha ciddi kullanım biçimi bir internet kişilik testi olmaktan ziyade bağımsız gözlem standardı olabilir.
Psikologlar, psikolojik danışmanlar, rehberlik uzmanları veya bu konuda eğitim almış bağımsız değerlendiriciler için ortak bir gözlem dili.
Fakat onların kanaati de tek başına yeterli olmamalıdır.
“Bana G4 gibi geldi.”
bir değerlendirme değildir.
Her hükmün arkasında üç şey aranmalıdır:
Davranış. Bağlam. Bedel.
Ne yaptı?
Hangi koşullarda yaptı?
Aksini seçmemesinin kendisi açısından gerçek bir bedeli var mıydı?
Tek bir olaydan kişilik hükmü çıkarılmamalı; farklı zamanlarda tekrarlanan davranış örüntüleri aranmalıdır.
Ve bilmediğimiz yerde en gelişmiş cevap yine aynı olabilir:
Bilmiyoruz.
Bir insan hiç ciddi güç sahibi olmadıysa, gücü nasıl kullanacağını varsayamayız.
Gücü kötü kullanacağını da söyleyemeyiz.
Söyleyebileceğimiz yalnızca:
Henüz sınanmadı.
Yüksek gelişmişlik varsayılmaz.
Gösterilir.
Kendinin efendisi olmak
Başlangıçtaki soruya dönelim.
Gelişmiş insan kimdir?
En zeki insan olmak zorunda değildir.
En eğitimli insan da.
En zengin, en başarılı, en güçlü veya en kültürlü insan hiç değildir.
En fazla fedakârlık yapan veya en fazla acı çeken insan da olmak zorunda değildir.
Belki gelişmiş insan;
kendi düşüncesinin yanılabileceğini bilen,
duygusunu inkâr etmeden davranışını seçebilen,
hatasındaki payını görebilen,
başka insanı kendisinin bir uzantısı değil bağımsız bir özne olarak tanıyan,
çıkarıyla çatıştığında dahi ilkelerini kolayca terk etmeyen,
ve eline güç geçtiğinde bu gücü kullanabileceği için değil, kullanmasının doğru olup olmadığını düşünerek hareket eden insandır.
İnsanlık tarihinin büyük kısmında güç, insanın dış dünyaya ne kadar hükmedebildiğiyle ölçüldü.
Belki gelişmişlik için başka bir güç anlayışına ihtiyacımız vardır.
İnsanın gelişmişliği, ne kadar güce sahip olduğunda değil; kendisi üzerinde ne kadar güç sahibi olduğunda görünür.
Yorumlar yükleniyor…
← Yayınlara dön