
Düşünce Çağı
Gözlemlediğimiz evren gerçekliğin yalnızca bir katmanı olabilir mi? Miraç, yedi gök ve Sidretü'l-Müntehâ üzerine başlayan bu düşünce, insan zihninin kendi sınırlarına ulaştığı bugüne uzanıyor. Yapay zeka ile beyin arasındaki arayüz ortadan kalkarsa bilgiye erişmek ile düşünmek arasındaki mesafe de ortadan kalkabilir. Ateş, yazı ve internetten sonraki büyük medeniyet sıçraması belki de Düşünce Çağı olacaktır.
Evrende tam olarak neredeyiz?
Dünya, Güneş Sistemi'nin içinde. Güneş Sistemi, Samanyolu'nun Orion Kolu'nda. Samanyolu, Yerel Grup'un; Yerel Grup, Laniakea'nın; Laniakea ise galaksilerin filamentler halinde birbirine bağlandığı dev kozmik ağın bir parçası.
Buraya kadar haritayı takip edebiliyoruz.
Sonra harita bitiyor.
Çünkü gözlemlenebilir evrenin dışını göremiyoruz. Hatta gördüğümüz evrenin, var olan gerçekliğin ne kadarını temsil ettiğini dahi bilmiyoruz.
Tam burada çok eski bir anlatı yeniden ilginç hale geliyor: Miraç.
Ya gördüğümüz her şey yalnızca ilk katmansa?
Kur'an, "yedi gök"ten söz eder. Daha da ilginci, yıldızların "en yakın göğün" süsleri olduğunu söyler.
Bugün yıldız dediğimiz şeyin ölçeğini biliyoruz. Samanyolu'nda yüz milyarlarca yıldız var. Samanyolu ise yalnızca bir galaksi. Gözlemlenebilir evrende sayısız galaksi, galaksi kümesi, süperkümeler, filamentler ve dev kozmik boşluklar bulunuyor.
Peki bütün bunlar "en yakın göğün" içindeyse?
Bu düşünce doğru olmak zorunda değil. Fakat üzerinde düşünmeye değer.
Çünkü ikinci göğün birinci gökten birkaç milyar ışık yılı daha uzakta olması gerekmiyor. Belki "gökler" mesafeleri değil, gerçekliğin farklı mertebelerini ifade ediyor.
Bu durumda Miraç da yalnızca uzayda olağanüstü hızlı bir seyahat olarak düşünülmek zorunda değil.
Belki bir varlık düzeyinden diğerine geçiştir.
Uzayda mutlak bir "yukarı" olmadığı halde anlatının sürekli yükselmeden söz etmesi de bu açıdan dikkat çekicidir. Yükselmek, koordinat değiştirmekten çok varoluş mertebesinin değişmesini ifade ediyor olabilir.
Ve yolculuğun sonunda Sidretü'l-Müntehâ vardır.
Sınır
Sidretü'l-Müntehâ'yı Laniakea gibi belirli bir astronomik yapıyla özdeşleştirmek için elimizde hiçbir neden yok.
Fakat kavramın kendisi çok daha ilginçtir.
Bir müntehâ: son, sınır, nihayet.
Miraç anlatısında yedi gökten sonra karşımıza çıkması, onu galaksiler arasında bulunan bir noktadan ziyade yaratılmış gerçekliğin sınırlarından biri olarak düşünmeye imkan verir.
Belki insanlığın temel yanılgılarından biri de gerçekliği yalnızca algılayabildiğimiz şeylerden ibaret sanmaktır.
Bir karınca için internet yoktur.
İnternet karıncadan çok uzakta olduğu için değil; karıncanın gerçekliği algılama kapasitesinin dışında olduğu için yoktur.
İnsan için de benzer bir sınır bulunabilir.
Teleskoplarımızı ne kadar büyütürsek büyütelim, sorun mesafe değil de algılanabilirlik ise bazı şeyleri hiçbir zaman teleskopla göremeyebiliriz.
Bu düşünce bizi kozmolojiden çok farklı bir yere götürüyor.
İnsan zihnine.
Zihnin sınırı
Bugün düşüncelerimizi yapay zekaya aktarabilmek için hala parmaklarımızı kullanıyoruz.
Bir düşünce oluşuyor.
Onu kelimelere çeviriyoruz.
Telefona yazıyoruz.
Makine bunu okuyor.
Cevap üretiyor.
Biz cevabı gözlerimizle okuyoruz.
Sonra yeniden düşünüyoruz.
İnsan ile yapay zeka arasındaki bütün bu süreç aslında devasa bir bant genişliği problemi.
Çünkü düşünce hızlı, arayüz yavaş.
Peki arayüz ortadan kalkarsa?
Bir soruyu yalnızca düşünsek ve birkaç saniye sonra yapay zekanın ulaştığı bilgi, analiz ve karşılaştırmalar zihnimize geri dönebilse?
O zaman yapay zeka artık kullandığımız bir cihaz olmaktan çıkar.
Bilişsel sistemimizin uzantısına dönüşür.
İşte buna Düşünce Çağı diyebiliriz.
Bilgi mesleklerinin sonu mu?
Böyle bir dünyada "doktor", "avukat", "mühendis" gibi bugünkü kategorilerin ne kadar anlamlı kalacağı bile tartışmalıdır.
Çünkü bu mesleklerin önemli bir bölümü, insan ömrünün yıllarını belirli bir bilgi alanında uzmanlaşmaya ayırması üzerine kuruludur.
Fakat insan zihni tıp, hukuk, mühendislik, tarih, matematik ve diğer bilgi alanlarına anlık olarak erişebiliyorsa uzmanlığın anlamı değişir.
Bir insan artık:
"Ben hukuk biliyorum."
demek yerine,
"Ben hangi problemi çözmek istediğimi biliyorum."
demek zorunda kalabilir.
Çünkü bilgi kıtlığı sona erdiğinde değerli olan şey bilgiye sahip olmak değil, bilgiyle ne yapılacağına karar vermek olur.
Eğitim de değişir.
Ezberlemek yerine düşünmek.
Bilmek yerine ilişkilendirmek.
Meslek edinmek yerine problem çözmek.
Cevap vermek yerine doğru soruyu bulmak.
Medeniyet sıçraması
İnsanlığın büyük sıçramalarının her biri bir sınırı kaldırdı.
Ateş, bedenimizin sınırlarını genişletti.
Yazı, hafızamızın sınırlarını genişletti.
Matbaa, bilginin yayılma sınırını genişletti.
İnternet, mesafenin bilgi üzerindeki sınırını büyük ölçüde kaldırdı.
Yapay zeka ise ilk defa düşünmenin ölçeğini değiştirmeye başladı.
Beyin-bilgisayar arayüzleri bununla birleşirse sıradaki kırılma çok daha büyük olabilir.
Çünkü ilk defa insanın biyolojik zihni ile insanlığın biriktirdiği bilgi arasındaki mesafe küçülecektir.
Belki geleceğin insanı daha fazla şey bilen insan olmayacak.
Daha büyük düşünebilen insan olacak.
Ve garip biçimde başladığımız yere geri dönüyoruz.
İnsan gökyüzüne baktığında kendi küçüklüğünü gördü.
Sonra teleskop yaptı.
Atomu anlamak istedi, mikroskop yaptı.
Bilgiyi kaybetmek istemedi, yazıyı yaptı.
Bilgiyi paylaşmak istedi, interneti yaptı.
Şimdi kendi zihninin sınırına dayanıyor.
Belki insanlığın sıradaki büyük yolculuğu yıldızlara doğru başlamadan önce zihnin içine doğru başlayacak.
Ve belki bir gün bugün "yapay zeka kullanmak" dediğimiz şeye, gelecek kuşaklar bizim taş tabletlere baktığımız gibi bakacak.
Çünkü onlar yapay zekayı kullanmayacaklar.
Onunla birlikte düşünecekler.
O gün geldiğinde Dijital Çağ sona erecek.
Ve Düşünce Çağı başlayacak.
Yorumlar yükleniyor…
← Yayınlara dön